Malatya Son Haber

Switch to desktop

Malatya Son Haber Malatya Haber Malatya Haberleri

DGP Genel Başkanı İdris Bal, Erdoğan'ın ofisine 'böcek'leri koyan İranlı kadınların kimler olduğunun açıklanması gerektiğini söyledi.

Demokratik Gelişim Partisi (DGP) Genel Başkanı İdris Bal, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın başbakanlığı döneminde çalışma ofisine 'böcek' denilen dinleme cihazı koyduğu iddia edilen 13 koruma polisi için casusluk iddianamesi hazırlanmasına tepki gösterdi.

Bal, 'böcekleri' koyan iki İranlı kadının kimler olduğunun açıklanması gerektiğini ifade ederek, masum polisin üzerinden birilerin ellerini çekmesi gerektiğini vurguladı. Hukuki sürecin şeffaflık içinde gerçekleşmesi gerektiği üzerinde duran İdris Bal, böcek soruşturmasının nereye dokunursa dokunması gerektiği ancak bunun hukuk çerçevesinde yapılması gerektiğini kaydetti.

"BU MİLLETİ SEVİYORSANIZ KUTUPLAŞTIRMAYIN"

DGP Genel Başkanı İdris Bal, seçimlere yaklaşıldığının altını çizerek hükümetin yine kutuplaşmaya oynadığını söyledi. "Kutuplaşmadan nemalananlar, kutuplaşmaya oynar" diyen Bal,

Gezi ve Topçu Kışlası'na dair gelişmelere dikkat çekti. "Bu milleti seviyorsanız kutuplaştırmayın" diyen Bal, şeffaflık ve hesap verilebilirliğin öneminden söz etti. Millet olarak bir sınavdan geçtiğimizi vurgulayan Bal, bu sınavın 'yanlış, dur deme' sınavı olduğunu söyledi.

                  

Türkiye Gazetesi geçtiğimiz yıl, parti içinde kritik görevler üstlenen iki kadın yerleştirdikleri 'böcek'lerle Başbakanlıktaki daire başkanlıklarını dinleyip, İran için istihbarat topladığını manşetine taşımıştı.

0

Hakan Şükür'den Ermenek'teki madenci ailelerine yardım eli!...
AK Parti'den istifa eden İstanbul bağımsız Milletvekili Hakan Şükür, Twitter hesabında, Türkiye'yi üzüntüye boğan Ermenek'teki maden faciasının mağdurlarına yardım eli uzattığını açıkladı. Şükür aynı zamanda Türkiye'yi duygulandıran kara lastik ayakkabılı anne babanın da elinden tuttuğunu belirterek, bu yardımları duyurma sebebinin başkalarını da hayra çağırmak olduğunu ifade etti.

 

A Milli Futbol Takımı ve Galatasaray'ın eski golcüsü, İstanbul Bağımsız Milletvekili Hakan Şükür, Twitter hesabından #BURADAYIZ hashtagiyle (etiketiyle) yaptığı açıklamada, Türkiye'yi üzüntüye boğan ve 18 maden işçisinin su basması sonucu mahsur kaldığı Ermenek'teki maden göçüğünün mağduru olan madenci ailelerine yardım eli uzatmak istediğini belirtti.

Eğer aileler kabul ederse onlara 2015 seçimlerine kadarki milletvekili maaşlarının Kimse Yok Mu? derneği vasıtasıyla dağıtılacağını duyuran Hakan Şükür, Ermenek'te cansız bedenine ulaşılan madenci Tezcan Gökçe'nin kara lastik ayakkabbasıyıla yürekleri burkan babasının ve annesinin de elinden tutacağını beyan etti.

Valilik eski lastik ayakkabının yerine yeni lastik ayakkabı yolladı

Yardımları duyurmanın geleneklerimizce yadırgandığını da belirten Şükür, bunu yapma sebebini Kur'an-ı Kerim'deki Al-i İmran Suresi'ndeki "Aranızda iyiliğe, hayra çağıran topluluk bulunsun" ayetine dayandırarak, başkalarını da hayra çağırmak olduğunu ifade etti...

İşte o tweetler:

             1-HŞÜKR

             1-HŞÜK

             1-HŞKR

 

0

Adalet Bakanı Bozdağ, "Hasta tutuklu ve hükümlüler için adım atacağız" dedi. Bakan Bozdağ ile görüşen HDP heyetinden Buldan, "Öcalan'a 5 mahkum sekreterlik yapacak" şeklinde açıklamada bulundu...

HDP Grup Başkanvekilleri Pervin Buldan ile İdris Baluken, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ile Meclis AK Parti Grubu'nda görüştüler. Yaklaşık 1 saat süren görüşmede, İmralı'ya gidecek heyet ve tarihi, hasta tutuklu ve hükümlülerin durumu ile çözüm sürecinin ele alındığı belirtiliyor.

Görüşme sonrası bir açıklama yapan HDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan, İmralı'ya gidişte bir sıkıntı olmadığını belirterek, en kısa zamanda kendilerine Adalet Bakanlığı tarafından tarih verileceğini ifade etti. Yaklaşık bir saatlik görüşme gerçekleştirdiklerini dile getiren Buldan, "Ana başlıkları, birincisi adaya gidişin tekrarlanması. Hasta tutsak meselesi ve cezaevlerindeki sorunlar. Adalet Bakanı'na ilettik, en kısa zamanda gidilmesi gerektiğini ve bu konuda büyük bir beklenti var. Hasta tutsakların siyasi bir meselesi olmadığını, hasta tutsakların biran önce tahliye edilmesi gerektiğini, bu konuda bir direnç olduğunu ve bir gelişme olmadığını ifade ettik. Ayrıca, cezaevinde sürgünler, hak ihlalleri ve sevk meselelerini ilettik." diye konuştu.

"ADAYA GİDİŞTE BİR ENGEL YOK"

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ'ın ise "Adaya gidişte bir engel olmadığını, en kısa zamanda tarih bildirileceğini" söylediğini aktaran Buldan, şu an bir tarih verilmediğini ifade etti. Bakanın pratik ve yasal düzenlemelerle hasta tutsakların tahliye edileceğine dair bir yasanın çıkacağını ifade ettiğini anlatan Buldan, "Bakan, bu konuda Adli Tıp Kurumu ile Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü ile görüşme sonrası gözle görülür bir gelişme olacağını ifade etti. Sürgünler konusunda, sayın bakanın en kısa zamanda bir talimat verileceğini, bölgedeki boş cezaevlerindeki kontenjanlara Trakya ve Karadenizdekilerin gönderileceğini ifade ettiğini belirtti." şeklinde konuştu.

"300'ÜN ÜZERİNDE ACİL TAHLİYE EDİLMESİ GEREKEN HASTA TUTSAKLAR VAR"

Görüşmede, İmralı'ya gidecek heyetin genişlemesinin görüşülmediğini dile getiren Buldan, 300'ün üzerinde acil tahliye edilmesi gereken hasta tutsaklar olduğunu söyledi. Yasal düzenleme yapılmadan tahliye edilmesi gereken 30 tutuklu olduğunu belirten Buldan, bunların yasal düzenleme yapılmadan en kısa zamanda tahliye edileceğini kaydetti. Bunun ise bütçenin Meclis Genel Kurulu'na gelmeden önce yapılacak görüşmelerde ek bir madde eklenerek çözüceleğini belirtti.

5 MAHKUM ÖCALAN'A SEKRETERLİK YAPACAK

İmralı'da bulunan hükümlülerin değişimi konusunda ise Buldan, "Bakanı orda 5 hükümlü arkadaşın yerine başka hükümlü gitmesi konusunda bir sorun olmadığını söyledi. Bunun en kısa zamanda gerçekleşeceğini ifade etti. 5 mahkum aynı zamanda, sekreterlik yapacak arkadaşlar olacak. Sayın Öcalan'a yardımcı olacak arkadaşlar olacak. İsimleri daha önce iletilmişti ama onların olup olmayacağına dair bir şey söylenmedi." dedi.

"İZLEME GRUBU 15-16 KİŞİDEN OLUŞABİLİR"

İzleme Grubu'nda kimlerin olacağını daha önce konuştuklarını dile getiren Buldan, hükümet yetkililerine İzleme Kurulu'nda yer almasına dair bazı isimler verdiklerini ancak hangi isimlerin olacağına dair bir şey paylaşılmadığını vurguladı. İzleme Kurulu'nun hemen hayata geçmesini istediklerini ama bunun kurulmadığını, en kısa zamanda kurulması konusunda talepleri olduğunu anlatan Buldan, birkaç gün içinde başka görüşmeler de yapabileceklerini belirtti. İçişleri Bakanı'nın şehir dışında olması sebebiyle onunla bir görüşme olmayacağını dile getiren Buldan, "Kendi aramızda bir değerlendirme yaptıktan sonra kimlerle görüşüleceği çıkabilir." ifadelerini kullandı. Buldan, İzleme Grubu'nun 15-16 kişiden oluşabileceğini kaydetti.

Cihan

0

Başta Borsa İstanbul Başkanı Turhan olmak üzere Borsa yönetiminin ‘hukuksuzluklarına bir kılıf bulmak istemesi şeklinde’ değerlendirilen yeni taslağın skandal detayları...

Uzunca bir süredir hukuksuzlukları ile gündeme gelen Borsa İstanbul yönetimi, bu defa da yeni bir hukuksuzluğa imza atmaya hazırlanıyor.

Geçtiğimiz günlerde Borsa yönetimi, hazırladığı yeni bir ‘Kotasyon Yönergesi Taslağı’nı görüşlerini almak üzere ilgili kurumlara gönderdi. Taslakta ‘Kottan çıkma koşulları oluşmasa dahi, (Borsa) Yönetim Kurulu piyasaların ve pazarların düzeninin, itibarının ve istikrarının bozulabileceği kanaatine ulaşırsa ilgili ortaklık paylarını kottan çıkarabilir’ şeklinde bir hüküm de yer alıyor. Bu hüküm ile Borsa Yönetimi kendine istediği şirketi -kotasyon koşullarını sağlasa dahi- istediği zaman kendi kanaatiyle gözaltı pazarına alabilme, hatta Borsa’dan atabilme yetkisi veriyor. Keyfi kullanıma açık bu yetki, şirketleri ve yatırımcıları Borsa’dan soğutur.

Taslakta yeni kotasyon şartlarında yer alan ‘ihraççı yönetim kurulu üyelerinin ve genel müdürlerin yetkin, deneyimli ve yeterli olması şartı’ ifadesine yer veriliyor. Bu hükme ilişkin de somut kriterlerin belirlenmemesi, yakın zamanda gündeme gelen ‘makul şüphe’nin Borsa’daki tezahürü olduğunu akıllara getiriyor.

Borsa’da işlem gören tüm şirketleri ilgilendiren taslak diğer düzenlemelerin aksine sır gibi saklanıyor. Bu tavır, başta Borsa İstanbul Başkanı İbrahim Turhan olmak üzere Borsa yönetiminin ‘hukuksuzluklarına bir kılıf bulmak istemesi şeklinde’ değerlendiriliyor.

Taslağa göre Borsa yönetim kuruluna süper subjektif yetkiler veriliyor. Bir ay önce (19.10.2014) Resmi Gazete’de yayımlanan ‘Borsacılık faaliyetlerine ilişkin esaslar yönetmeliği’nde taslağın hukuki bir dayanağının bulunmadığı da ayrıca ifade ediliyor.

BİST kulislerinde konuşulan taslağın dikkat çeken diğer ayrıntıları ise şöyle:

Taslakta yönetim kuruluna, ihraççıya göre kotasyon şartları belirleme yetkisi getiriliyor. Bu düzenleme ile Borsa yönetimine dilediği şirket için farklı kriterler belirleme yetkisi veriliyor.

Diğer taraftan taslakta yer alan bir diğer keyfilik gözaltı pazarına (yeni adıyla yakın izleme pazarına) alınan şirketlerin yeniden bir üst pazara alınmasında tüm kotasyon şartlarının sağlanmasının beklenmesi uygulamasının getirilmesi. Bu uygulama ile Borsa yönetim kurulunca subjektif kriterlere göre gözaltına alınan şirketlerin bir üst pazara çıkması zorlaştırılıyor.

Borsa uzmanlarına göre taslak daha çok Bank Asya hakkında alınan haksız kararların hukuki altyapısının sonradan oluşturulması amacını taşıyor.

Anonim şirket hüviyetinde olan ve 2015’te halka arz edilmesi planlanan Borsa İstanbul’un yönetiminin de değişmesi ve oluşacak yeni yönetimde yabancıların da bulunması büyük bir olasılık. Bu yapıdaki bir özel hukuk süjesine bu denli keyfi ve subjektif unsurlar taşıyan yetkilerin verilmesinin, Türk şirketlerinin hak ve itibarlarının 3-5 kişinin inisiyatifine bırakılmasının doğru olamayacağı düşüncesi hakim. Taslak bu şekilde Sermaye Piyasası Kurulu’ndan (SPK) onay alırsa örneğin “Metro Holding’in patronunun adam öldürmeye azmettirmekten hapis cezası onaylandı.” diye Galip Öztürk’ün şirketleri kottan çıkarılabilecek. Metro grubunun halka açık şirketleri ile birlikte yatırımcılar da cezalandırılmış olacak.

Zaman'ın haberine göre, şirket yönetimini beğenmeyip şirketin küçük yatırımcılarını cezalandıracak bir düzenleme olarak değerlendirilen taslak, SPK Kanunu’nun ruhuna aykırı. Kotasyon yönergesi tüm halka açık ve açılacak şirketleri ilgilendiriyor. Dolayısıyla onların görüşü alınmadan, kapalı kapılar ardında gizlice hazırlanan taslak uygulamada ne denli sağlıklı bir zemine oturur bilinmez. Borsa yönetimine verilen keyfi yetkilerin hükümet tarafından kendine muhalif olduğu düşünülen tüm şirketlerin önünde bir tehdit ve baskı unsuru olarak kullanılma ihtimali, taslaktaki hükümlerin sermaye piyasalarının gelişimine de ciddi zarar verme ihtimali bulunuyor.

Zaman

0

Cumhuriyet'te konuşan Selahattin Demirtaş, Öcalan ile Hakan Fidan arasındaki mutabakatı ilk kez açıkladı.

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, çözüm sürecinde müzakere aşamasının İmralı’da Abdullah Öcalan, devlet heyeti, HDP İmralı heyeti ve “tanıklık heyeti” olarak da nitelendirilebilecek “izleme kurulu”nun katılımıyla 20-30 kişilik geniş ve kapsamlı heyetin aynı anda oturacağı bir masada yürütüleceğini ve ilk aşamada Kandil’in masada olmayacağını açıkladı.

İzleme kurulundaki kişilerin, ünlü yazar Yaşar Kemal, kişiliğinde, herkesin “tanıklığına, vicdanına güvenebileceği” bir isim olması gerektiğine işaret eden Demirtaş, “Akiller mazbata mı almış... Heyette akilleri eleştirmiş, süreci eleştirmiş, ancak vicdanına güvendiğimiz insanlar niye olmasın” dedi.

"DAVUTOĞLU DİZ ÇÖKÜP ÖZÜR DİLESİN"

Demirtaş, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nu da Dersim üzerinden “ucuz siyaset” yapmakla suçlayarak eski Almanya Başbakanı Willy Brandt’ın Yahudi anıtı önünde özür dilemesine gönderme yaptı. Demirtaş, “Başbakan Dersim’e gidecekmiş, orada Seyit Rıza anıtı var. Bizden duymuş olmasın ama Willy Brandt böyle yapmıştı; dua
etsin, diz çöksün, özür dilesin” dedi.

HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, Cumhuriyet'e konuştu. İşte Demirtaş'ın açıklamaları;

"AKİLLER İÇİMİZE SİNMEMİŞTİ"

Hatip (Dicle) Bey, Ceylan (Bağrıyanık) Hanım bizim HDP İmralı heyetine önerdiğimiz isimler. Ama başka isimler de olur, bizim için kriz meselesi değil. “Gözlemci güç, izleme kurulu, “tanık heyeti” artık ne dersek diyelim. O heyet çok önemlidir. Heyette isimlerin temsil ettiği zihniyet sürecin selameti açısından önemlidir.

AKİL İNSANLARA SAYDIRDI

Akil insanlar içimize sinmemesine karşın, çalışmaya saygı duyduk. İlk defa yapılıyordu; kimseyi yıpratmak istemedik. Yoksa içlerinde akillikle uzaktan yakından alakası olmayan insanlar var. Barış, demokrasi, özgürlükle sicilleri barışık olmayan birçok insan vardı. Gözlemci heyette böyle olmaması lazım. Hem AKP hem HDP hem de başka bir partiye doğrudan angaje olduğu bilinen, parti sözcüsü gibi davranan isimlerden oluşmaması lazım.

"GÖZÜYLE İZLEYİP KULAĞIYLA DİNLEYECEK"

İzleme heyeti özgürlük, barış ve demokrasiden yana olacak. Gördüğü hatayı, eksiği söylemek noktasında asla ikircikli olmayacak. Taraflar masada konuşurken tanıklık edecek. İzleyecek, kulağıyla duyacak, gözüyle görecek.

İzleme heyeti “kim haklı, kim haksız, kim neyi kabul etmiyor, kim vicdansız yaklaşıyor” çıkacak bunu kamuoyuna açıklayacak. İmralı’daki, Ankara’daki Kandil’e gitmişse oradaki gözlemini tarafsız bir şekilde açıklayacak. “Hükümet ve Öcalan şunu diyor” ama burada haksızlık varsa “Öcalan haksız” ya da “Hükümet tıkadı bu işi” diyecek. Dışarıda gözlem yapacak aynı zamanda. Diyecek ki; “Ateşkesi, güvenliği şu bozdu.” Böyle bir heyet siyasi kimliğe sahip kişilerden oluşursa taraflar da halk da güvenmez. İsim önerileri yapılırken genel kamu vicdanını temsil eden isimlerden oluşsun istiyoruz. İzleme heyeti akillerle sınırlı tutulmamalı: Örnek olarak Yaşar Kemal iyi bir isim bu konuda. Akillerden daha akil, vicdanlı.

"İZLEME HEYETİNİN AKİLLERLE SINIRLI TUTULMAMASI LAZIM"

İzleme heyetinin illa akiller heyetinde yer alan isimlerden mi oluşması gerekiyor? Akiller mazbata mı almışlar? Akillerin dışında o dönem akilleri eleştirmiş, süreci eleştirmiş ancak vicdanına güvendiğimiz insanlar niye olmasın? Biz bu anlamda kapalı değiliz. Hükümetin de kapalı olmaması lazım. İmralı’daki görüşme süreçleri topluma mal olacaksa; gerçekten oraya giden heyetin toplumun ekseriyetinin belki de yüzde 90’ının karşılığını ifade etmesi lazım. Her insan oraya baktığında en azından kendi vicdanını temsil ettiğini düşündüğü bir aydının, yazarın, gazetecinin orada olması lazım.

"ÖCALAN ARTIK İKİLİ GÖRÜŞMELERİ İSTEMİYOR"

Son görüşmede Abdullah Öcalan heyetimize şunu dedi: Ben bu tür ikili diyalogların fayda getirmeyeceğini düşünüyorum. Siz de gidip geliyorsunuz, bunlar
faydasız değil. Ama bir sonraki görüşmeye üçünüz (Pervin Buldan, İdris Baluken ve Sırrı Süreyya Önder) çıkıp gelirseniz bunun hiçbir faydası yok. Bu şekilde gelmeseniz de olur. Genişletilmiş heyet olarak gelinmesinde ısrarcıdır. Bu önümüzdeki hafta bunu başarabilecek miyiz?

"İMRALID'DA 20-30 KİŞİLİK MASADA MÜZAKERE YAPILACAK"

İmralı’ya bizim heyetimiz, izleme heyeti ve devlet heyeti hep beraber gidecekler. Hakan Fidan ile Abdullah Öcalan arasında konuşulan mutabakata varılan konu şu: Devlet heyeti gelecek -onlar da genişletilmiş heyetlerini oluşturacaklar; artık kim katılırsa, yasa gereği müsteşarlıklar vesaire- bizim heyetimiz olacak masada, Abdullah Öcalan olacak, bir de izleme kurulu; hepsi aynı masada, aynı anda oturacaklar.

Taraflar birbirine yol haritalarını sunacaklar. Müzakere süreci başlamış olacak. İmralı’da sosyal sorunlarla ilgili çözüm önerilerimiz budur diyecek devlet, biz diyeceğiz ki; bizim önerimiz budur. Ekonomik sorunlar, güvenlik, kadın, çevre sorunlarıyla ilgili öneriler gibi 8-9 başlık var. Taraflar bunu madde madde tartışacaklar. İzleme kurulu da bütün bunları izleyecek. Gerektiğinde katkı sunacak, gerektiğinde eleştiri yapacak. Bunlar kamuoyunun bilgisi dahilinde neresinden bakarsanız belki 20-30 kişilik geniş ve kapsamlı bir heyet bunu tartışıyor olacak.

"MASADAN ÇIKAN SONUÇ ANKARA VE KANDİL'E GİDECEK"

Öcalan diyor ki: “Bu heyetlere gerekirse İmralı’da kalacak, yer tahsis edilsin, gidiş-gelişle zaman da kaybedilmesin. 3 gün-10 gün kesintisiz tartışalım, zaman kaybetmeyelim. Ortaya bir mutabakat metni çıkarırsak ortak bir prtokol olarak masadaki herkes imzalasın. Bu protokolü alın Ankara’da hükümete götürün, Kandil’de KCK’ye götürün. Deyin ki İmralı’daki müzakerelerden şu sonuç çıktı; ne diyorsunuz? İki taraf da evet biz bu protokole bağlıyız derse hemen karşılıklı adımlar atılsın. Mart nisana kadar da bitirelim, çözelim bunu.”

HDP heyeti müzakere masasına oturacak:

HDP İmralı heyeti (Buldan, Baluken, Önder, Dicle ve Bağrıyanık) masada artık HDP olarak görüş önerilerimizi sunacağız. Kandil zaten “Öcalan bizi temsil ediyor” dediği için sorun yok. Hükümetin bir projesi, yol haritası var mı anlaşılmış olacak. Mesela anadilinde eğitimle ilgili ne düşünüyor, kadın konusunda, silahsızlanma derken ne anlıyor bütün bunlar netleşmiş olacak.

Kandil müzakere masasına sonradan dahil olabilir:

İmralı’da kurulacak müzakere masası olarak tanımlanabilecek heyetlerin içinde Kandil’den doğru bir temsilci yer almıyor. Ama olsun isteniyordu. Tutukluların değişimi de bu anlama gelmiyor. Tutuklu olanlar KCK yöneticisi sıfatı taşımıyor. Doğrudan KCK’nin resmi yöneticisi sıfatıyla birinin, belki ileriki aşamalarda, müzakere süreci ilerlerse katılması olabilir.

Genel af konuşulmadı: Müzakere daha başlamadı.

Öcalan “Bunların hepsini konuşmaya hazırım diyorum, siz de konuşmaya hazırsanız oturalım başlayalım” diyor. İsim olarak genel af hiçbir yerde kullanılmadı. sonuçlanacaksa insanlar elinde silah dağda beklemeyecek. Cezaevinde, Avrupa’da siyasi tutsaklarla ilgili toplumsal katılım yasası gibi bir şey gerekecek. Bu bir genel af mı olur, başka bir şey mi müzakerelerden sonra ortaya çıkabilir.

Bir seçim daha kaldırmaz:

Öcalan seçim öncesi bu işin bitirilmesini istiyor. Başbakan’la benim yüz yüze yaptığımız görüşmede bize söylediği: “Seçimden önce bitirelim bu işi noktasındayız.” Çünkü Kürt sorunu, bir seçim daha kaldıracak durumda değil. Ortadoğu genelindeki gidişata bakılırsa bunun olması lazım.

Kaynak: Cumhuriyet

0

Zaman yazarından tartışılacak yazı: Erdoğan'a tapacaklar mı?

Zaman yazarı Ahmet Kurucan'dan çok konuşulacak bir yazı geldi. Kurucan'a göre; "son dönemde AK Parti müslümanlığı oluştu ve yakında Erdoğan'a taparlarsa şaşırmamak lazım"Zaman yazarından tartışılacak yazı: Erdoğan'a tapacaklar mı?

17 Aralık sonrası AK Parti'nin inans esası noktası haline gelmeye başladığını savunan Zaman yazarı Ahmet Kurucan, Hz. Nuh döneminde puta tapınmanın nasıl başladığını anlatan olayı köşesine taşıdı.

'ERDOĞAN'A TAPACAKLAR' İMASI

Gülen'in yakın isimlerden Ahmet Kurucan, " Siyaset inanç alanı haline geldi-geliyor ve böyle devam ederse gelecek. Allah muhafaza" diye yazdı.

Zaman gazetesi yazarı Ahmet Kurucan çok tartışılacak bir yazı kaleme aldı. "Dikkat! Siyaset, inanç alanı haline geliyor" başlıklı yazısının hedefinde AK Parti ve Erdoğan vardı.

AK Partililerin Erdoğan'a yönelik abartılı övgüleri yazısında yer veren yazarın ithamları yeni bir polemiğin fitilini ateşleyecek. 17 Aralık sürecinde lideri yüceltme bağlamında söylenen bazı sözleri böyle hatırlatıyor:

"TÜM YOLLAR ÖNCE ALLAH'A SONRA BAŞBAKAN'A ÇIKAR"

“…bizim ezeli ve ebedi liderimizdir…

ona dokunmak ibadettir…

Tüm yollar önce Allah’a, sonra Başbakan’a çıkar…

Başbakanımız bizim için ikinci peygamberdir…

Allah’ın bütün vasıflarını üzerinde toplayan bir lider var...

Başbakanımızın çıkacağı televizyon yere konmaz…”

ve daha neler.

“Biz varsak siz varsınız, AKP iktidarı varsa istikrar var, yoksa yok” türü sözleri de aynı kategoride mütalaa edebilirsiniz."

Gülen'e hakaretlere ses çıkarılmamasına sitem eden yazar, kamuoyuna "pekala direkt Allah’a, Peygamber’e, inanç esaslarımıza taalluk eden mezkur söylemlerde neden kimse ses çıkarmadı?" diye soruyor.

"SİYASET İNANÇ ALANI HALİNE GELDİ"

Yazar asıl bombasını yazının sonuna saklıyor. "Kefenle siyasi mitinglere katılmanın altındaki aklı ve inancı düşünün" diyen yazar, putlara tapılan Nuh peygamber döneminden bir örnek veriyor. Yazara kulak veriyoruz:

Bu kadar da olmaz demeyin. Bakın Nuh Peygamber’in (as) kavmi, yaptıkları işlerle kendilerine yararlılıkları dokunan 5 kişinin resimlerini, heykellerini yapıp şehrin bazı yerlerine asmışlar. Ta ki onları unutmayalım, gelecek nesiller de hatırlasın, minnetimizi, teşekkürümüzü bu yolla ifade edelim demişler. Bir-iki nesil sonra bu düşünce tamamen unutulmuş ve o 5 kişiyi ilah ittihaz etmişler.

İşte ayet: “Sakın tanrılarınızdan vazgeçmeyin, Ved, Süva, Yegûs, Yeûk ve Nesr’i, bunlardan hiçbirini bırakmayın!” dediler.” (Nuh, 23) Ağır bir tespit mi olur bilmiyorum ama zaten hırsızlıktan israfa varıncaya kadar meşrulaştırıcı yorumlarla, iktidar imkânlarıyla oluşturulmaya çalışılan cemaat yapılanmasıyla AKP Müslümanlığı diyebileceğim nevzuhur bir anlayış türemeye başladı. Siyasilerin yukarıda örnekleri verdiğim beyanları da bu nevzuhur anlayışın itikadî esaslarını oluşturursa hiç şaşırmamalı. Siyaset inanç alanı haline geldi-geliyor ve böyle devam ederse gelecek.

Allah muhafaza.

 

İŞTE AHMET KURUCAN'IN YAZISININ TAMAMI...

Dikkat! Siyaset, inanç alanı haline geliyor...
“Balık hafızalı milletiz” tespitini hemen her duyuşumda, her okuyuşumda “fazlaca haksızlık edilmiyor mu?” diye düşündüğüm çok olmuştur.

Fakat farkındalık terapi metotlarından biri ile kısa bir müddet düşündüğümde tespit çok mübalağalı gelmedi bana.

11 ayını dolduran 17 Aralık sonrası yaşadığımız süreçte lideri yüceltme bağlamında söylenen bazı sözleri düşündüm geçen gün. Unuttuk gittik biz onları.

Halbuki itikadi bağlamda oldukça tehlikeli sözlerdi onlar.

Birkaç hatırlatma:

“…bizim ezeli ve ebedi liderimizdir…

ona dokunmak ibadettir…

Tüm yollar önce Allah’a, sonra Başbakan’a çıkar…

Başbakanımız bizim için ikinci peygamberdir…

Allah’ın bütün vasıflarını üzerinde toplayan bir lider var...

Başbakanımızın çıkacağı televizyon yere konmaz…”

ve daha neler.

“Biz varsak siz varsınız, AKP iktidarı varsa istikrar var, yoksa yok” türü sözleri de aynı kategoride mütalaa edebilirsiniz.

Ne oldu bu sözler kamuya mal olunca?

Hangi yetkili ağız ne söyledi bunlar hususunda?

Haydi Hocaefendi’yi sevmiyorsunuz, nefret ediyorsunuz, dolayısıyla ona yapılan hakaretlere, ‘yalancı peygamber’ gibi küfre isnadı işmam eden beyanlara bir şey demediniz; pekala direkt Allah’a, Peygamber’e, inanç esaslarımıza taalluk eden mezkur söylemlerde neden kimse ses çıkarmadı?

“İlmin izzetini korumam lazım, topluma, tarihe, dine ve Allah’a karşı sorumluluklarımı her şeye rağmen yerine getirmem şart” diye düşünen 5-10 yetkili insan “yeter, itikadî açıdan bunlar yanlıştır, günahtır, vebaldir, kısa orta ve uzun vadede bu türlü söylemlerin dinimize büyük zararı dokunur” deme cesaretini gösterebilseydi bugün müspet manada çok daha farklı bir yerde olabilirdik.

Pekala şimdi neredeyiz?

Sorgulamadan korkan genel yapımız, genelde muhakemeden yoksun bir zemine oturan düşünce dünyamız, taklidin kahredici pençelerine teslim ettiğimiz inancımız, devlete ya da otoriteye itaati kutsayan asırlık anlayışımız bu suskunlukla birleşince dinen, örfen, ilmen, aklen, vicdanen, siyaseten yanlış olan bu söylemler halk nezdinde kabul görüyor.

Fakat benim bir endişem var; kabul seviyesinde kalmayacak bu söylemler, Allah muhafaza daha da ileri gidecek. Bediüzzaman ilmin mertebelerini anlattığı yerde 7 kavramdan bahseder.

Ehlinin malumudur: Tahayyül, tasavvur, taakkul, tasdik, izan, iltizam, itikad.

Tahayyül, hayalde canlandırmak; tasavvur, zihinde şekillendirmek; taakkul zihni çaba sonucu anlamak; tasdik, doğruluğunu kabul edip onaylamak; iz’an söz konusu şeyin doğruluğunu ikrar etmek, boyun eğmek; iltizam, bilerek ve isteyerek taraftar olmak; itikad, aksine ihtimal vermeyecek ölçüde kesin ve net bir şekilde inanmak.

Evet; mecaz cehlin ehline düşünce hakikat zannedilirmiş.

Neresinden bakarsanız bakın, hiçbir dinî değerle, hiçbir içtihadî yaklaşımla, hiçbir tarihi gelenekle bağdaşmayan bu ve benzeri sözler hiç bir engelle karşılaşmadan tabana inince farklı bir sonuç karşımıza çıkıyor.

Sonuç şu; bu sözler artık toplumsal gerçekliği bulunan “AKP’li-AKP’li değil” kutuplaşmasının gölgesinde söylenince Bediüzzaman’a atfen zikrettiğim mertebeler içinde mesafe kat ediyor.

Böyle devam ederse korkum bunların itikada yani inanç esası noktasına gelip dayanması.

Belki bazıları için gelip dayanmıştır bile.

Kefenle siyasi mitinglere katılmanın altındaki aklı ve inancı düşünün.

Bu kadar da olmaz demeyin.

Bakın Nuh Peygamber’in (as) kavmi, yaptıkları işlerle kendilerine yararlılıkları dokunan 5 kişinin resimlerini, heykellerini yapıp şehrin bazı yerlerine asmışlar.

Ta ki onları unutmayalım, gelecek nesiller de hatırlasın, minnetimizi, teşekkürümüzü bu yolla ifade edelim demişler. Bir-iki nesil sonra bu düşünce tamamen unutulmuş ve o 5 kişiyi ilah ittihaz etmişler.

İşte ayet: “Sakın tanrılarınızdan vazgeçmeyin, Ved, Süva, Yegûs, Yeûk ve Nesr’i, bunlardan hiçbirini bırakmayın!” dediler.” (Nuh, 23)

Ağır bir tespit mi olur bilmiyorum ama zaten hırsızlıktan israfa varıncaya kadar meşrulaştırıcı yorumlarla, iktidar imkânlarıyla oluşturulmaya çalışılan cemaat yapılanmasıyla AKP Müslümanlığı diyebileceğim nevzuhur bir anlayış türemeye başladı.

Siyasilerin yukarıda örnekleri verdiğim beyanları da bu nevzuhur anlayışın itikadî esaslarını oluşturursa hiç şaşırmamalı.

Siyaset inanç alanı haline geldi-geliyor ve böyle devam ederse gelecek.

Allah muhafaza.


0

Ahmet Hakan sonunda patladı...
Ahmet Hakan, kendisini ve aklına esen her gazeteciyi hedef gösterip tehdit eden Yeni Şafak gazetesi yazarı Cem Küçük’e sonunda patladı. Hakan, bugünkü yazısında devleti tetikçi dediği Küçük’e göreve çağırdı.

Ahmet Hakan, “Görmezden geldikçe daha da çığrından çıkıyor” dediği Küçük’ün, ‘hukukun asgarisinin bulunduğu herhangi bir devlette bile yapılmaması gereken ne varsa yapmayı sürdürdüğünü’ savunundu.

Yazısında Küçük'ü yerden yere vuran Ahmet Hakan, "Bu Cem Küçük denilen “Susurlukçu bozuntusu” adam, bir süre sonra devlet adına tehditler, şantajlar savurmayı bırakıp devlet adına cinayetler işlemeye bile cüret edebilir. Devletimiz için en büyük tehlike de işte bu olur." ifadesini kullandı..

Hakan’ın yazısının o bölümü şöyle;

Bu şahıs, 28 Şubat döneminde generallerin yaptığının bin beterini yapıyor.

-Tehdit bunda.

-Şantaj bunda.

-Hedef gösterme bunda.

-“Ben devlet adına konuşuyorum” havası basmak bunda.

-Her türlü manipülasyon bunda.

-Gazetecilere gözdağı vermek bunda…

-Tetikçilik bunda.

-Fişleme bunda.

Biz gazetecilik yapmaya çalıştıkça…

Bu adam şantajının dozunu arttırmakta…

(…) “tasfiye” diyor.
Tasfiye işleminin nasıl, hangi yolla gerçekleşeceğini yazmıyor?

-Kafamıza mı sıktıracak?

-Gözaltında mı kaybettirecek?

-Bir arabanın altında mı kalacağız?

-Evimize uyuşturucu mu koyacak?

-Devlet gücüyle bizi işten mi attıracak?

Görmezden geldikçe, “ciddiye almayalım” dedikçe, “değmez” dedikçe…

Daha da çığırından çıkıyor.

Hukukun asgarisinin bulunduğu herhangi bir devlette bile yapılmaması gereken ne varsa yapmaya devam ediyor.

Buradan devletimizi idare edenlere soruyorum…

Başbakan’a, Bakanlara, Genelkurmay Başkanı’na, MİT’e, Emniyet’e soruyorum:

-Bu şahıs sizin adınıza mı konuşmaktadır?

-Yoksa sizin adınıza konuşuyormuş pozlarına mı girmektedir?

Devletimizi yönetenler bu soruya cevap vermelidir.

Eğer suskun kalınırsa ve bir cevap verilmezse…

Bu Cem Küçük denilen “Susurlukçu bozuntusu” adam, bir süre sonra devlet adına tehditler, şantajlar savurmayı bırakıp devlet adına cinayetler işlemeye bile cüret edebilir. Devletimiz için en büyük tehlike de işte bu olur.



0

Mısır'da savcı Mursi'nin idamını istedi!...

Eski Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi ve Müslüman Kardeşler hareketi liderlerinin yargılandıkları casusluk davasında savcılar ölüm cezası istedi...

Mısır'da Savcı İmad Şaravi, darbeyle görevden uzaklaştırılan Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin “İran istihbaratına bilgi sızdırmak” gerekçesiyle idamını istedi.

Mısır’da Temmuz 2013’teki darbenin ardından tutuklanarak hapse atılan Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi ve Müslüman Kardeşler hareketi liderlerinin yargılandıkları casusluk davasında savcılar ölüm cezası istedi.

Mısır resmi haber ajansı, davanın savcılarından Emad El Şaravi’nin, Mursi ve arkadaşlarının devlete ait güvenlik belgelerini dış güçlere verdiğini söylediğini yazdı.

El Şaravi, Mursi’nin görevde kaldığı bir yıllık süre içinde belgelerin sızdırıldığı ülkelerden birinin İran olduğunu öne sürdü.

Ayrıca El Şaravi, Müslüman Kardeşler hareketinin lideri Muhammed Bedii ve diğer tutuklu 34 liderin Mısır’ı istikrarsızlaştırmak için Filistinli örgüt Hamas’ın da dâhil olduğu bazı militan gruplarla işbirliğine gittiğini belirtti.

Askeri müdahalenin ardından hapse atılan yaklaşık 20 bin Müslüman Kardeşler taraftarı açlık grevine başladı.

0

Merkez Bankası Kasım ayı Para Politikası Kurulu'nda faiz kararını değiştirmedi, faizin üst ve alt koridorlarına da dokunmadı.

Merkez Bankası'ndan FLAŞ faiz kararı

Para Politikası Kurulu, Merkez Bankası bünyesindeki Bankalararası Para Piyasası ve Borsa İstanbul Repo–Ters Repo Pazarlarında uygulanmakta olan faiz oranları ile bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının aşağıdaki gibi sabit tutulmasına karar verdi.

Yapılan yazılı açıklama şöyle; "Gecelik faiz oranları: Marjinal fonlama oranı yüzde 11,25, açık piyasa işlemleri çerçevesinde piyasa yapıcısı bankalara repo işlemleri yoluyla tanınan borçlanma imkanı faiz oranı yüzde 10,75, Merkez Bankası borçlanma faiz oranı yüzde 7,5, Bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı yüzde 8,25, Geç Likidite Penceresi faiz oranları: Geç Likidite Penceresi uygulaması çerçevesinde, Bankalararası Para Piyasası'nda saat 16.00–17.00 arası gecelik vadede uygulanan Merkez Bankası borçlanma faiz oranı yüzde 0, borç verme faiz oranı yüzde 12,75.

Sıkı para politikası duruşunun ve alınan makroihtiyati önlemlerin etkisiyle kredi büyüme hızları makul düzeylerde seyretmektedir. Küresel talep zayıflarken iç talep büyümeye daha fazla katkı vermeye başlamıştır. Bununla birlikte, tüketici kredilerinin ılımlı seyri ve dış ticaret hadlerindeki olumlu gelişmeler cari dengedeki iyileşmeyi destekleyebilecektir.

Yılın başında alınan makroihtiyati önlemlerin ve para politikasındaki sıkı duruşun çekirdek enflasyon eğilimi üzerindeki olumlu etkileri gözlenmektedir. Gıda fiyatlarındaki yüksek seyir ise enflasyon görünümündeki iyileşmeyi geciktirmektedir.

Bununla birlikte, başta petrol olmak üzere düşen emtia fiyatlarının önümüzdeki yıl için enflasyonda öngörülen düşüş sürecini destekleyeceği değerlendirilmektedir. Bu çerçevede Kurul, mevcut para politikası duruşu altında enflasyonun 2015 yılında Enflasyon Raporunda belirtilen görünümle uyumlu bir düşüş sergileyeceğini öngörmektedir.

Enflasyon beklentileri, fiyatlama davranışları ve enflasyonu etkileyen diğer unsurlar yakından izlenecek ve enflasyon görünümünde belirgin bir iyileşme sağlanana kadar getiri eğrisini yataya yakın tutmak suretiyle para politikasındaki sıkı duruş sürdürülecektir.

Açıklanacak her türlü yeni verinin ve haberin Kurul'un geleceğe yönelik politika duruşunu değiştirmesine neden olabileceği önemle vurgulanmalıdır."

KAYNAK: DHA

 

0

KCK yöneticilerinden Murat Karayılan, AKP’nin çözüm sürecini bitirdiğini söyledi. 

KCK yöneticilerinden Murat Karayılan, AKP’nin çözüm sürecini bitirdiğini söyledi. Karayılan, “AKP yaptıklarıyla çözüm sürecini anlamsızlaştırdı ve bitirdi. Süreç kalmamıştır. Sadece savaşsız bir süreç var. Öcalan’la görüşmeleri de kesseler zaten süreç anlamsız olacak.” dedi.

Kürtçe yayın yapan Azadîya Welat'a gazetesine konuşan Karayılan, AK Parti’ye inançlarının kalmadığını söyledi. Karayılan, “AKP pratik adımlar atana kadar hiç kimse onların çözümden yana olduğuna inanmayacaktır. Şimdi diyorlar ki gerekli şeyleri biz yaptık ama PKK yapmadı. Peki ne yaptınız? Güzel şeyler yaptık diyorlar hatta diyorlar ki eskiden kimse böyle konuşamazdı...” diye konuştu. Öcalan’ın 1999 yılında çözüm için adım attığını ve PKK’nın Türkiye sınırları dışına çıktığını dile getiren Karayılan, “Ecevit, MHP, ANAP hükümeti kanunlar çıkarttılar, Kürt dili üzerindeki yasakları kaldırdılar. Az da olsa Kürtçe yayın hakkı tanıdılar. Yani Kürt sorununun çözümü için önemli bir aşama başladı. Ardından iktidara AKP geldi ve 13 yıldır çözüm için adım atmış değil. Çok konuşuyor ama bir şey yapmıyorlar.” ifadelerini kullandı.

“‘ÇABUK ÇEKİLMENİZ GEREKİYOR’ DİYORLAR BİZ DE ROJBAŞ(GÜNAYDIN) DİYORUZ”

AK Parti ve devlettin içindeki bazı kişilerin ‘Artık çözüm olsun’ dediğini anımsatan Karayılan şöyle devam etti: “Onlar şunu iyi bilsinler temel bir değişim olmadan bu olmayacaktır. Yani bunların önce zihniyetlerinde bir değişim olacak ve pratik adımlar atacaklar. Yoksa kimse AKP’ye inanmayacak. Bundan kısa süre önce dediler ki biz güya diyalog ve süreci soğutuyormuşuz. Bu yanlıştır. AKP yaptıklarıyla çözüm sürecini anlamsızlaştırdı ve bitirdi. Süreç kalmamıştır. Sadece savaşsız bir süreç var. Öcalan’la görüşmeleri de kesseler zaten süreç anlamsız olacak. O zaman biz değil onlar süreci bozuyor. HDP’nin toplantısına göre görüşmeler gelişmeler var. Bu güzel. Bu savaşsız ortamın da bitmemesi için iyidir. Çözüm için inanç artık kalmamıştır aslında. Bunun yine bir taktiksel hamle ve zaman kazanmak içindir sanki. Şimdi diyorlar ki çok çabuk çekilmeniz gerekiyor. Biz de onları diyoruz ki günaydın (Rojbaş) Biz zaten çekiliyorduk, bizleri siz durdunuz. Üzerinize düşeni yapmadınız. Buyrun süreç devam etsin o zaman, kanunlarınızı çıkarın.”

“ARTIK BİZİ KANDIRAMAZLAR BUNU ANLAMALILAR”

Öcalan’ı bunun eş zamanlı olacağını söylediğini dile getiren Karayılan, ‘Siz Türkiye dışına çıkın, aradan çekilin, sonra da ben ne yaparsam yaparım’ diyorlar, bu doğru değil. Onlar daha önce Kürt halkını çok kandırdılar. Şimdi de benzer oyunları başvuruyorlar. Artık bizi kandıramazlar, bunu anlamalılar. İnkarı başka bir renkte sürdürüyorlar.
Şimdi kalkıp ne yapalım diye düşündüler, polise yetki verdiler. Hatta İçişleri Bakanı Eflan Ala diyor ki ‘elinde benzin şişesi olana karşı polisin silah kullanma hakkı var’. Yani ateşe benzinle gidiyorlar. Diyorlar ki ‘Biz devletiz, siz bizim önümüzdeki diz çökeceksiniz.’ Halbuki bu olayların önüne geçmek için daha yumuşak kanunlar yapmaları gerekiyordu fakat daha sert kanunlar çıkarttılar. Zaten zihniyetleri, güvenliği ön plana çıkartıp baskıları artırıp herkesi korkutmaktır. Herkes korksun ve geri adım atsın diye.“ şeklinde konuştu.

“EKİM AYINDA 1085 GENÇ BİZE KATILDI”

PKK’ya katılanlarla ilgili ellerinde detayla bilgiler olduğunu ancak hepsini açıklamak istemediğini dile getiren Karayılan şunları söyledi: “Sadece bir ayı açıklayayım. Ekim ayında bin 85 genç bize katıldı. Onlar (hükümet) yaptıklarına baksınlar. Yaptıkları Kürt gençlerinde bir inanç oluşturmuyor. Kürt gençleri çözüme cevap verilsin diye yönünü PKK saflarına çevirdi. Biz katılım için hiçbir çalışma yapmadık, çağrıda da bulunmadık. Ancak sadece bir ayda 1.085 genç geldi ve saflarımıza katıldı. AKP bunu kendisine sorsun.”

KAYNAK: CİHAN

 

0

Copyright © 2014 Tüm hakları saklıdır MALATYA SON HABER - powered by FA AJANS

Top Desktop version